Vicdanın Yüksek Sesi – Bölüm 2: New York’taki Tarihi Oylama ve Gölge Diplomasisi
1. Bölüm: Cenevre Sonrası Baskılar ve Gölge Diplomasisi
Cenevre’deki o tarihi toplantının ardından diplomasi koridorlarında fırtınalar kopuyordu. Ayşe Kara’nın konuşması gayriresmî bir toplantıda yapılmış olsa da sızan detaylar, dünya başkentlerinde bir dip dalgası başlatmıştı.
Washington ve Tel Aviv, Cenevre’deki o masayı terk eden ve Türkiye’nin uzattığı vicdan meşalesini devralan Fransa, İspanya ve İtalya temsilcilerine büyük baskı kurmaya başladı. Amerikan yönetimi, ticaret yaptırımları ve savunma sanayii kısıtlamaları kartını masaya sürerken; İsrail diplomasisi Avrupa basınında “müttefiklik ilişkilerine ihanet” manşetleri attırmak için devasa bir lobicilik faaliyeti başlattı.
Olaydan iki ay sonra, Dışişleri Bakan Yardımcısı rütbesine terfi eden Ayşe Kara, Ankara’daki makamında genç danışmanı Mehmet ile gece geç saatlere kadar çalışıyordu.
Mehmet gergindi: “Sayın Bakanım, BM Genel Kurulu için New York’a gitmemize bir hafta kaldı. Ancak aldığımız istihbarat duyumlarına göre, ABD ve İsrail tarafı Filistin’in tam üyeliği ve sivillerin korunmasına dair sunulacak tarihi karar tasarısını veto ettirmekle kalmayıp, tasarıyı sunan bloktaki Çatlakları derinleştirmek için Fransa ve İspanya’ya diplomatik şantaj yapıyor.”
Ayşe Kara, çayından bir yudum alıp camdan Ankara gecesine baktı: “Mehmet, Cenevre’de söze dökülen vicdan, kapalı kapılar ardındaki tehditlerle yok edilemez. İnsanlık bir kez uyandı mı, onu diplomasinin soğuk kurallarıyla tekrar uyutamazlar. New York’a gidiyoruz. Bu kez sadece konuşmayacağız; o vicdanı bağlayıcı bir karara dönüştürmek için savaşacağız.”
2. Bölüm: BM Genel Kurulu ve Turkuaz Okyanus Operasyonu
2024 yılının sonbaharında, New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Kurul Binası tarihi günlerinden birini yaşıyordu. Gündem: Filistin’e Tam Üyelik Statüsü Verilmesi ve Gazze’deki Tüm Askeri Operasyonların İnsani İhlal Sebebiyle Derhal Durdurulması.
Salonda 193 ülkenin temsilcisi hazır bulunuyordu. Karar tasarısının altında Türkiye, Fransa, İspanya, İtalya, Brezilya ve Güney Afrika’nın imzası vardı. Ancak oylamaya saatler kala, Fransız ve İtalyan heyetlerinin metindeki “insani ihlal ve yaptırım” ifadelerini yumuşatmak için geri adım atmayı düşündükleri kulislerde konuşulmaya başlandı.
Amerikalı diplomat David Richardson ve İsrailli Moşe Levi, BM koridorlarında Avrupa heyetlerini ikna etmek için mekik dokuyordu. Richardson, Fransız temsilciye yaklaşarak gülümsedi: “Cenevre’de bir anlık duygusallığa kapıldınız ama burası BM Genel Kurulu. Gerçek politikaya (Realpolitik) dönme vakti.”
Tam o sırada Ayşe Kara koridorda göründü. Yanında Latin Amerika ve Afrika ülkelerinin temsilcileri vardı. Richardson ile göz göze geldiler.
Richardson alaycı bir tonla: “Sayın Kara, New York Cenevre’ye benzemez. Burada hayaller değil, oy sayıları ve veto yetkileri konuşur.”
Ayşe Kara, adımlarını yavaşlatmadan yanıt verdi: “Bay Richardson, veto yetkiniz olabilir ama insanlığın vicdanını veto edemezsiniz. Oylamada görüşürüz.”
3. Bölüm: New York’taki Fırtına ve Fransız Diplomatın Kararı
Genel Kurul salonuna geçildiğinde tansiyon zirvedeydi. Oylama öncesi son konuşmalar yapılıyordu. ABD temsilcisi Richardson kürsüye çıktı ve kararın “bölgedeki barış sürecine zarar vereceğini” iddia ederek tüm ülkeleri “HAYIR” oyu vermeye davet etti.
Ardından kürsüye Türkiye adına Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayşe Kara davet edildi.
Ayşe Kara kürsüye yavaş adımlarla yürüdü. Elinde süslü diplomatik metinler yoktu. Dosyasından sadece üç adet fotoğraf çıkardı ve kürsüye koydu:
-
İlk fotoğraf: Enkaz altından çıkarılan küçük bir kız çocuğunun tozlu bebeği.
-
İkinci fotoğraf: Yıkılmış bir hastane koridorunda ellerini göğe açmış bir doktor.
-
Üçüncü fotoğraf: Cenevre’de Avrupalı diplomatların el sıkıştığı o tarihi an.
Ayşe Kara mikrofona eğildi. Sesi BM Genel Kurulu’nun devasa salonunda çınladı:
“Sayın Başkan, değerli temsilciler…
Bugün burada siyasi ittifakları, askeri paktları veya ekonomik çıkarları oylamıyoruz. Bugün burada insanlığımızın son kırıntılarını oyluyoruz. Karşımızda duran seçim ‘Doğu ile Batı’ arasında değildir; ‘Adalet ile Zulüm’ arasındadır.”
Salonda çıt çıkmıyordu. Ayşe Kara gözlerini Fransız ve İtalyan delegasyonuna dikti:
“Cenevre’de bir söz verdik. Dedik ki: ‘Çocuklar ölürken susmayacağız.’ Eğer bugün güçlülerin tehditlerine boyun eğip o sözden dönersek, yarın kendi çocuklarımızın yüzüne bakamayız. Tarih, bu salonda kimin hangi oyu verdiğini değil, kimin insanlığın yanında dimdik durduğunu yazacak!”
Ayşe Kara kürsüden inip yerine oturduğunda, Fransız Dışişleri Temsilcisi ayağa kalktı. Cebinden önceden hazırlanmış yumuşatılmış konuşma metnini çıkardı, herkesin gözü önünde buruşturup çöpe attı ve kürsüye yürüdü:
“Fransa Cumhuriyeti,” dedi titreyen ama kararlı bir sesle, “Türkiye’nin sunduğu metnin arkasındadır. İnsanlık siyasetten büyüktür!”
Salonda büyük bir alkış tufanı koptu. Richardson’ın yüzü bembeyaz olmuştu.
4. Bölüm: Oylama Anı ve Tarihi Sonuç
Genel Kurul Başkanı düğmeye basılması talimatını verdi. BM salonundaki dev dijital ekranda oylama tahtası açıldı.
193 ülkenin oy kullandığı ekran yeşil (EVET), kırmızı (HAYIR) ve sarı (ÇEKİMSİZ) ışıklarla dolmaya başladı.
Oylama süresi sona erdiğinde ekrandaki rakamlar dünya diplomasisinde bir devrimin ilanıydı:
-
EVET (Kabul): 142 Ülke
-
HAYIR (Red): 12 Ülke
-
ÇEKİMSİZ: 21 Ülke
Güvenlik Konseyi’nin veto tehditlerine rağmen, BM Genel Kurulu oy çokluğuyla Filistin’e yönelik saldırıların derhal durdurulması ve uluslararası yaptırımların başlatılması çağrısını kabul etmişti. Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamı Türkiye ile birlikte “EVET” oyu kullanmıştı.
Karar açıklandığı an Latin Amerika, Afrika, Asya ve Avrupa delegasyonları ayağa kalkarak Türk heyetini ve Ayşe Kara’yı dakikalarca alkışladı.
5. Bölüm: Zaferin Ardındaki Gerçek
Oylamadan sonra BM binasının terasında New York siluetine karşı duran Ayşe Kara’nın yanına Fransız ve İspanyol diplomatlar geldi.
Fransız diplomat elini uzattı: “Ayşe Hanım, Cenevre’de yaktığınız o küçük kıvılcım bugün New York’ta bir meşaleye dönüştü. Bize korkunun ötesinde bir vicdan olduğunu hatırlattığınız için teşekkür ederiz.”
Ayşe Kara gülümseyerek elini sıktı: “Ben bir şey yapmadım. Ben sadece var olan ama bastırılmış bir gerçeği haykırdım. Vicdan tek başına bir ordu gibidir; yeter ki ona konuşma cesareti verin.”
Gece yarısı oteline dönen Ayşe Kara’yı arayan kişi, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’ydı. Telefendeki ses: “Ayşe Hanım, bugün New York’ta sadece bir oylama kazanmadınız. Türk milletinin mazlumların yanındaki o tarihî duruşunu tüm dünyaya bir kez daha nakşettiniz. Milletimiz sizinle gurur duyuyor.”
Ayşe Kara gözleri dolarak cevap verdi: “Sayın Cumhurbaşkanım, vatanımıza ve insanlığa hizmet etmek bizim borcumuzdur. Vatan sağ olsun.”
Sonuç ve Hikâyeden Alınacak Dersler:
Bu devam bölümü, diplomasinin sadece masa başı pazarlıklarından ibaret olmadığını bir kez daha kanıtlıyor:
-
Vicdan Bulaşıcıdır: Bir kişinin gösterdiği cesaret, kararsız duran kitlelere ilham verir ve onları doğru olanı yapmaya sevk eder.
-
Gerçek Güç Haklı olmaktır: Silahların, ekonomik ambargoların ve veto haklarının ötesinde, insanlık vicdanında karşılık bulan fikirler eninde sonunda galip gelir.
-
Cesaret Yalnızlığı Yener: Yola yalnız çıksanız bile, doğru tarafta durduğunuz sürece adalet arayan herkes zamanla etrafınızda kenetlenir.
Ayşe Kara’nın Cenevre’de başlattığı ve New York’ta zafere ulaştırdığı bu vicdan mücadelesi, sadece bir diplomatik başarı değil; geleceğin diplomatlarına bırakılmış en büyük mirastır: “Dünya ne kadar karanlık olursa olsun, vicdanın sesi her zaman en yüksek sestir.”