Doğum yaptıktan 5 gün sonra kocam bana otobüs parası verip Maybach’ımla çekip gitti.
Doğum yaptıktan 5 gün sonra kocam bana otobüs parası verip Maybach’ımla çekip gitti.
.
.
**İstanbul’dan Boşaltılan Aile: Yalçın Ailesinin Çöküşü ve Yeni Başlangıç**
Derya Seçkin, İstanbul’un en eski mahallelerinden birinde, sık sık kalabalık otobüs durağında bekliyordu. Beşiğini kucağında sıkıca tutuyor, beş günlük oğlunun hafif nefesini dinliyordu. Onun için bu, en huzurlu anlardan biriydi. Efe’nin minik bedenindeki sıcaklık kemiklerini ısıtıyor, onu sanki dünyanın bütün ağırlığından koruyan bir kalkan gibi hissediyordu. Ama o gece, hayatı boyunca bir kez daha beklenmedik bir darbe yiyecekti.

Hastaneden taburcu olalı sadece beş gün geçmişti. Hemşireler gülümsüyordu: “Küçük Efe tamamen sağlıklı, Seçkin Hanım. Tebrikler.” Ama Derya’nın gözlerinde hâlâ o keskin antiseptik kokusu vardı. Kerem, “Sen oğlunla otobüse biner, evde dinlenirsin” demişti. Avucunda birkaç banknot ve bozuk para sıkıştırmıştı. Ailesini ise Maybach’la alıp steak house’a götürmüştü.
Derya, Kerem’in siyah Maybach’ını arkadan izledi. Araba uzaklaşırken içinde bir şey dondu kaldı. Otobüs geldi. Üzerine ağır bir battaniye örttü, Efe’yi daha sıkı tuttu ve merdivenlerden çıktı. Her adımda kesik yeri yanıyordu. İnsanlar içlerinde bebek taşıyan kadına bakıyor, ama kimse bir şey söylemiyordu. Otobüs sarsıldı. Derya dudaklarını sıkıp iniltiyi boğdu. Camdan dışarı bakarken Kerem’le geçen iki yılın hepsi bir anda gözünün önünde canlandı.
Kerem Yalçın’la evlendikleri ilk yıllarda her şey nazikti. Sonra hamile kaldıktan sonra yavaş yavaş değişti. Yalçın ailesinin bağlantıları sayesinde Kerem’in teknoloji şirketi büyüdü. Maybach, lüks restoranlar, gösterişli hayat… Derya ise kendi isteğiyle mütevazı bir hayata alışmıştı. Ama o çatlaklar artık görünmezdi. “Para avcısı” dediklerine inanmamıştı bile. Çünkü Kerem’in gözlerinde hâlâ sevgi vardı. Duvarlar yavaş yavaş dağılıyordu.
Otobüs durağa geldiğinde Derya indim. Kapıda siyah Rolls-Royce duruyordu. Demir Bey, babası Hakan Seçkin’in özel kalem müdürü, nazikçe yaklaşmıştı: “Seçkin Bey sizi ve küçük beyi eve getirmem için gönderdi.” Hemşireler Efe’yi ve Derya’yı arabaya bindirdi. Otobüsün tozu, egzozu yerine şimdi deri koltuklar ve sandal ağacı kokusu vardı. Derya yorgun ama huzurlu uyudu.
Malikanede babası Hakan Seçkin onu karşılamıştı. Lacivert hırka giymiş, torununu ilk kez kucağına almış, ama hiçbir sarılma yoktu. “Eve geldin,” demişti sadece. Sonra evrakları hazırlatmıştı. Bir hafta içinde mahkeme kararı çıktı: Efe’nin velayeti babasına, nafaka yok, 150 milyon liralık tazminat, Kerem’in şirketi tasfiye edilecekti.
Derya dosyaları okurken elleri titriyordu. NextGen Teknoloji’nin sahte tabloları, paravan şirketler, aşırı borçlar… Hepsi babasının el yazısıyla not düşülmüştü. “Bu adamın başarısı ne kadar kırılganmiş,” diye düşündü. Babası odasına girdi: “Şimdi acı çekmeyeceksin.” Kerem’in şirketi o gece bitti. Yatırımcılar çekildi, bankalar kredi verdi. Derya yatağa uzandığında ilk kez derin bir uyku çekti.
Bir hafta sonra avukat geldi. Sözleşme imzalandı. Kerem masada çökmüş, “Sen bir canavarsın” demişti sadece. Derya bakmamıştı. İmzaladı. Geçmişini tamamen sildi.
Bir ay sonra Demir Bey Maybach’ı getirdi. Derya kaputa elini koydu. Metal soğuktu. Avucundaki banknotlar, otobüs, Kerem’in ailesi… Her şey bir anda geri geldi. Ama bu kez gözyaşı öfke değildi. Acıydı. “Bu arabayı bağışlayacağım,” dedi. Seçkin Varlık Yönetimi üzerinden satılacak, para şiddet ve istismar mağduru kadınlara gelecekti.
Kerem artık toplumdan silinmişti. Ucuz işlerde çalışıyor, lüks dairesi elden çıkarılmıştı. Derya haberleri dinlerken hiçbir şey hissetmiyordu. Nefret yoktu, acıma yoktu.
Birkaç hafta sonra babası Hakan’la ekonomi zirvesine gitti. Kaan Çelik’le tanıştı. Çelik Yatırım’ın kurucusu, sessiz ve güçlü bir adam. Kaan, “Sözentilerin güvenilmez olduğunu gördüm,” dedi. “Karşımda duran güçlü bir kadın gördüm.” İkisi sanat sohbeti yaptı. Kaan davetiye verdi. Derya kabul etti.
Ser giden hafta sonu, çağdaş sanat sergisinde Kaan’la buluştular. Derya ilk kez gerçekten konuştuğunu hissetti. Kaan dinledi, yanlış anlamadı. “Kendi ayaklarımın üzerinde bir şey yapmak istiyorum,” dedi. “Kadınların ve çocukların geleceği için.” Kaan başını salladı: “Bu çok değerli bir fikir.”
Derya vakıf kurdu. Stella Maris. Fırtınada yolunu kaybetmiş annelere ışık gibi. Babası tüm destekleri verdi. Hukukçular, mali müşavirler… Ama Derya’nın isteği için. “Kendi hayatını kurma gücünü veriyorum,” dedi babası.
Günler geçti. Efe büyüdü. Kaan’la birlikte parkta oynuyordu. Kiraz çiçekleri açmıştı. Derya Kaan’ın elini tuttu. “Bu başka bir şey,” dedi. “Destekleyen bir güç.” Kaan gülümsedi: “Evet.”
Bir pazar öğleden sonra Efe çimenlerde oynuyordu. “Hop!” diye bağırıyordu. Derya ve Kaan onunla gülüyorlardı. Derya gökyüzüne baktı: “Gerçek mutluluk artık benim elimde.”
Hikâye burada bitmiyor. Derya Seçkin artık sadece bir kayın validesinin kızı değil. Bir anne, bir kadın ve kendi hayatını kuran bir lider. Kerem Yalçın’ın çöküşüyle başlayan bu yolculuk, affetmekten öte, yeniden doğuşun zaferiydi.