2011’de bir Disney yolcu gemisinde kaybolan genç kadın… 15 yıl sonra hâlâ ne olduğu bilinmiyor
2011’de bir Disney yolcu gemisinde kaybolan genç kadın… 15 yıl sonra hâlâ ne olduğu bilinmiyor
Geminin Derinlerindeki Sessizlik: Disney Wonder’da Kayıp Olan Rebecca Koryam’ın Hikâyesi
2011 baharının serin bir sabahında Pasifik Okyanusu’nun dalgaları, Meksika’nın batı kıyılarının açıklarında kaynıyordu. 22 Mart sabahı saat 5:45’te Disney Wonder adlı devasa kruvaziyer gemisi, 300 metre uzunluğunda, 2700’den fazla yolcu ve 950 mürettebatla dolu bir şehir gibi güneye doğru yola çıkmıştı. Los Angeles Limanı’ndan ayrılan gemi, Puerto Vallarta, Cabo San Lucas ve ardından yine Los Angeles’a dönecek 7 günlük bir rota planlıyordu. Bu rota Karayipler’den uzak, Pasifik’in sıcak sularındaydı ve gemi sıradan bir tatil aracı değildi; suyun üzerinde yüzen bir kasaba idi. Üst güvertede aileler eğlenirken, alt güvertelerde aylarca evlerinden uzak kalan mürettebat çalışıyordu. Bu kasabanın bir parçası da 24 yaşındaki Rebecca Koryam’dı.

Rebecca Chester, İngiltere’den geliyordu. Ailesi Mike ve Ann’dı. Kardeşi Rachel vardı. Hayvanları seven, neşeli, coşkulu bir kızdı. Kampanya yapar, animatörlük yapardı. Disney Wonder’da çocuk animatörü olarak görev almıştı. Ailesi ve en yakın arkadaşı Melissa, onun hem güler hem de hafif bir hüzün taşıdığını anlatırdı. 2011 Mart’ında Los Angeles’a bindiğinde dünya denizlerini çoktan tanımıştı. Evine döndüğünde annesiyle Babasına Facebook’tan “Yarın arayacağım” mesajı gönderdi. Bu, ailenin ondan aldığı son mesajdı.
Sabah 9 sıralarında Rebecca vardiyasına gelmedi. Disney çocuk kulübü boş bekleyemezdi. Kamera kayıtları incelendi; Rebecca oradaydı ama saatler sonra ortadan kaybolmuştu. Gemi baştan sona tarandı. 300 metre uzunluğunda bir alanda mürettebat salonları, depolar, makine daireleri, havuzlar… Hiçbir yerde yoktu. Amerikan Sahil Güvenliği, Meksika Donanması ve Bahama Denizcilik Otoritesi bile devreye girdi. İki kez tam tarama yapıldı. Şirket ise açıklama yaptı: “Mümkün olan her şeyi yaptık.” Bahama polisi de “Soruşturma sürüyor, Disney tam işbirliği içinde” dedi.
Ama gemi yine de yola devam etti. Yolcular gösteriler izledi, havuzlar doldu, akşamlar tatil gibi geçti. Aile bu manzarayı “dünya dönmeye devam ediyordu” diye aktardı. Hala Trish Davis, Rebecca’nın halası, olayı bir Amerikan televizyonuna anlatırken tek bir cümle kurdu: “Konuşmanın ne olduğunu biliyoruz ama size anlatmıyoruz.” 15 yıl boyunca aile, kızının son görüntüsünü –ünlü iç hat telefonundan yaptığı “İyiyim, gidiyorum” konuşmasını– bile öğrenemedi. Bu, Disney Cruise Line’ın tarihindeki ilk kayıp olayıydı ve bugün hâlâ çözülmedi.
O sabah ne oldu? Resmi teori “dalga” idi. Mürettebat güvertesinde 5. katta personel havuzu alanı vardı. Deniz dalgalıydı. Güçlü bir dalga Rebecca’yı sürükledi. Aile kuşku duydu çünkü duvarlar yüksekti, sürüklenmek kolay değildi. Ama aynı gemide çalışan başka insanlar da aynı teori üzerinde durdu. Gazeteci John Ronson, 2011 Kasımında The Guardian’da uzun bir araştırma yaptı. Konuştuğu mürettebatlardan bazıları: “Disney tam olarak ne olduğunu biliyor. Her şey kaydediliyor.” demiştir.
Gemi gerçekten de kameralarla doluydu. Rebecca’nın 5:45’teki görüntüsü kaydedilmişti. Ama o gün güvertede ne olduğunun hiçbir görüntüsü kamuoyuna açılmadı. Rebecca’nın ailesi kendi imkanlarıyla görüntüleri izleyemedi. Bazı anlatımlarda Rebecca’nın öfkeli, sarhoş ve duvarlara vurduğu söyleniyordu. Ama görüntüleri tarif edenlere göre hiçbir şey yoktu. Bir çelişki vardı: Bir yandan kadın kontrolden çıktığı anlatılıyor, diğer yandan kayıtta destek yoktu. Telefonun diğer ucunda biri vardı. Konuşma “İyiyim”le bitiyordu ve birkaç dakika sonra dalga teorisine göre denize sürükleniyordu.
Havuz alanının yakınında pembe havai tarzı terlik bulundu. Aile özel araştırmacılara sevdiklerini gösterdiğinde terliklerin içinde başka bir mürettebatın adının ve kamera numarasının yazdığı ortaya çıktı. Terlikler Rebecca’ya ait değildi. Adli inceleme yapılmamıştı. O gece deniz normaldi. Büyük dalga için zemin yoktu.
Burada iki ayrı hikâye var. Birincisi resmi teori: Dalga. İkincisi ise delil toplanmamış, sessizlik içinde kalan hikâye. Kanıtlar ilk günlerde toplanmadı. Görüntüler incelenmedi. Yolcular sorgulanmadı. Bir tarafta her şey kaydedilen gemi, diğer tarafta hiçbir şey doğru dürüst incelenmeyen soruşturma. Bu ikisi yan yana durunca soru doğuyor: Bir insanı geminin güvertesinde nasıl kaybolur ve kimsenin bunu doğru dürüst araştırması mümkün olmaz?
Bu sorunun cevabı sistemin yapısında gizliydi. Gemi hangi ülkenin bayrağını taşıyordu? Disney Wonder Bahamalar bayrağını taşıyordu. Karada bir şey olursa o şehrin polisi bakardı. Okyanusta ise “kolaylık bayrağı” deniyordu. 20. yüzyıl başından beri bazı armatörler gemilerini kayıtlı ülkeden farklı bir ülkeye kayıt ettiriyordu. Panama, Liberya, Marshall Adaları gibi ülkeler dünyanın filosunun %46’sını taşıyordu çünkü orada kayıt ucuz ve kurallar gevşekti. Bu sisteme “flag of convenience” deniyordu. Kolaylık bayrağı.
Rebecca Koryam için bu ülke Bahamalardı. 24 yaşındaki İngiliz vatandaşı, Amerikalı şirketin gemisinde, Meksika açıklarında kayboluyordu. Soruşturma o gemiyi kaydeden Bahamalar’a düşüyordu. Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 904. maddesi açıkça emrediyordu: “Bayrak devleti, başka bir ülkenin vatandaşının ölümüne ya da ağır yaralanmasına yol açan her olay için inceleme açmak zorundadır.” Ama Bahamalar bunu yapmadı. Ölüm soruşturması açılmadı.
Gemide güvenlik görevlisi olarak eski polis olan iki kişi vardı. Soruşturmadan çekildiler. İlk incelemeyi kaptan ve bir insan kaynakları yöneticisi yaptı. Adli tıp eğitimi olmayan iki kişi, delil toplama protokolü olmayan iki kişi kayıp vakasının ilk saatlerini yönetti. Paul Rolle adlı bir başkomiser Bahama’dan uçtu. Uçağı Disney’nin özel uçakuydu. Ailenin ve gazeteci John Ronson’ın anlattığına göre yaklaşık bir gün kaldı. 6 mürettebatla konuştu. 2700’den fazla yolcuyla hiç biriyle konuşmadı. 950 mürettebatın sadece %1’i sorgulandı. 24 saatlik bir soruşturma… Deliller toplanmadı. Parmak izi, DNA testi yoktu. Kayıtlı ifade yoktu. Ölüm soruşturması yoktu.
Bu sistemin bedeli kim öderdi? Mürettebat. Amerikalı gemici yılda 10 bin dolar kazanırken, kolaylık bayrağında çalışanlar 2-3 bin dolara çalışıyordu. Şirketler vekil yöneticilerin arkasına gizleniyordu. Gerçek bağ kağıt üzerinde kalıyordu. Bahamalar’da ne geminin Pasifik’teki güvertesinde adli ekip kurma kapasitesi vardı ne de önceliği vardı. Sonuç tek dedektif, bir gün, altı görüşmeydi.
Aile bu manzarayı “dünya dönmeye devam ediyordu” diye aktardı. Mike ve Ann, Chester’da, binlerce kilometre öteden gelen haberle hayatları ikiye bölündü. Hala Trish Davis, ilk günlerde sözcüyü gibi konuştu. “Konuşmanın ne olduğunu biliyoruz ama size anlatmıyoruz.” “Gemi sanki tatiline devam ediyor.” Bu iki cümle ailenin yaşadığı şeyi özetliyordu. Dünya dönüyordu. Bir ailenin ortasında boşluk büyüyordu.
2011 Kasım’ında Rebecca’nın hikayesi İngiltere’nin en eski salonuna, Avam Kamarası’na girdi. Milletvekili Stephen Mosley konuyu taşıdı. Bahama makamlarının neredeyse hiçbir ciddi girişimde bulunmadığını söyledi. Denizcilik Bakanı Mike Penning, şirketin davayı araştırmaktan çok gemiyi denize açmakla ilgilendiğini söyledi. Bir şey daha duyurdu: İngiltere’nin Deniz Kazaları İnceleme Dairesi, dünyanın her yerinde kaybolan veya ölen İngiliz vatandaşlarının olaylarını inceleyecekti. Kurallar değişmişti. Ama Rebecca için geç kalmıştı.
2018 Şubat’ında Roy Ram, 27 yıl Londra Metropolisi’nde çalışmış, özel operasyonlar birimi başkanı, emekli bir komutan, dosyayı sıfırdan inceledi. Kendi isteğiyle ücret almadan çalıştı. Bulguları sarsıcıydı.
Birincisi: Rebecca’nın son görüntüsü 5. katta değil, birinci katta kaydedilmişti. 4 kat fark vardı. İkincisi: En sevdiği şortu yırtıktı. Üçüncüsü: 5. kattaki terliklerin altında başka birinin adı yazılıydı. Dördüncüsü: Hiçbir adli inceleme yapılmamıştı. Dizüstü bilgisayarı ve telefonu incelenmemişti. Kayıtlı ifade alınmamıştı. Beşincisi: Banka kartı 2 ay sonra kullanılmıştı. Resmi soruşturma bunu hiç takip etmemişti.
Roy Ram dalga teorisine matematikle yaklaştı. O gece fırtına raporu yoktu. Duvarlar yüksekti. 30 metre yüksekliğinde dalga geminin tamamını sarsardı. Kayıtlarda yoktu. Komutan Ram’ın değerlendirmesi: “Dalga açıklamasının en hafif deyimle inandırıcı olmadığını söylüyor. Bu bir örtbas olduğuna inanıyorum.” Aynı sertlikte konuşan milletvekili Chris Matson da “İlk soruşturma tam bir dağınıklıktı” dedi.
Ram ve Matson hükümet yetkilileriyle buluştu. Dosyayı masaya koydular. Roy Ram, kıyafetlerin durumuna bakarak birinin cinsel saldırıda bulunmuş olabileceğine inandığını söyledi. Bunu meslekî değerlendirmesi olarak aktarıyorum. Kimse yargılanmadı. Kimse hakkında kanıtlanmış bir şey yok. Ama imzalı bir uzman görüşüydü. Yasaklanamazdı.
Rebecca kaybolduktan sonra birkaç iz daha çıktı. Bir ay sonra banka hesabına yetkisiz erişim denemesi. Eylül’de Facebook şifresi değiştirildi. Bir yıl sonra Mike Koryam’a Venedik’te gördüğünü iddia eden e-posta geldi. Her biri sıradan bir açıklama ile açıklanabilir. Ama açık bir dava içinde bu iplikler sarkık kalır.
Bugüne gelindiğinde elimizde ne var ne yok?
Rebecca Koryam hiçbir zaman bulunmadı. Ne ceset ne iz. Pasifik onu aldı, geri vermedi. Resmi teori dalga idi. Kanıtlanmadı. Aile 2015-2016 arasında Disney ile anlaşma yaptı. Miktar açıklanmadı. Davayı kamuoyunda konuşmama yükümlülüğü vardı. Hikâye patlamayla değil sessizlikle kapandı.
Rebecca bugün 30’larının sonlarında olsaydı belki çocuklarla çalışıyordu. Belki başka bir hayat kurmuştu. Bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey: 24 yaşındaki bir kadın kameralarla dolu yüzen bir şehrin üstünden sabahın 5:45’inde ortadan kayboldu ve onu araştıracak koca bir dünya tek bir dedektifi bir günlüğüne gönderdi.
Rebecca’nın hikayesi bize altı şey öğretiyor:
- Bir gemiye bindiğinizde ayağınızı hangi ülkenin hukukuna bastığınızı bilin. Biletin üstünde yazmaz. Ama başınıza bir şey gelirse kaderinizi o bayrak tayin eder. Uluslararası hukuk inceleme yükümlülüğü getiriyor. Uygulanması eksik kalıyor.
- Kolaylık bayrağı ucuzluk için vardır, koruma için değil. Panama, Liberya, Marshall Adaları gibi ülkeler filosunun büyük kısmını taşıyor. Ucuzluğun bedelini mürettebat öder.
- Açık denizde anında gelecek bir polis yoktur. Karada 911 vardır. Denizin ortasında kurum günler sonra gelebilir.
- Bir kurumun içinde kaybolursanız o kurum hem tanık hem de araştırmacı olur. Deliller onu kaybeden şirketin kameralarında olur. Ailenizle iletişim düzeni kurun.
- Bir kaybın üstü kötü niyetle değil, çoğu zaman sadece önceliklerle örtülür. Şirketin davayı çözmekten çok gemiyi denize açmakla ilgilendiği görüldü.
- Bir insanın kaybı bir sistemi değiştirebilir. Rebecca’nın davası yüzünden İngiltere artık dünyanın her yerindeki gemilerde kaybolan vatandaşlarını kendi kurumuyla inceliyor.
Rebecca Koryam 24 yaşındaydı. Chester’lı bir çocuk animatörü. Denizi, suyu, çocukların kahkahasını seven biri. Bir sabah 5:45’te bir telefonu yerine bıraktı ve bir kameranın görüş alanından çıktı. Nereye gittiğini hâlâ bilmiyoruz ama artık neden kimsenin öğrenmediğini biliyoruz ve bunu bilmek en azından onun hikâyesinin boşa gitmemesini sağlıyor.
Eğer bu anlatı sizde bir iz bıraktıysa, Rebecca’nın adını hatırlayın. Çünkü adları anıldıkça denizde iz bırakmadan kaybolanları arayan o boşluk biraz küçülür. Ve bu tür gerçek, araştırılmış hikayelerin peşini bırakmıyorsanız, abone olun ve zili açın. Her hikayenin tek bir kuralı var: Uydurmuyoruz.