🇹🇷 TEK BAŞINA 8 KİŞİYİ İNDİRDİ! 😱 4 Dakikalık JÖH Operasyonu | Yaralıydı Ama Savaştı! – News

🇹🇷 TEK BAŞINA 8 KİŞİYİ İNDİRDİ! 😱 4 Dakikalık JÖH Operasyonu | Yaralıydı Ama Savaştı!

🇹🇷 TEK BAŞINA 8 KİŞİYİ İNDİRDİ! 😱 4 Dakikalık JÖH Operasyonu | Yaralıydı Ama Savaştı!

1. Vadideki Sessizlik

2013 yılının dondurucu Şubat ayında, Afganistan’ın Gazne vilayeti üzerindeki gökyüzü kurşuni bir griye bürünmüştü. NATO güçlerinin 12 yıldır süren varlığına rağmen Taliban direnci kırılmamıştı. Sarp dağlar, derin kanyonlar ve labirenti andıran mağara sistemleri, Taliban militanları için mükemmel birer saklanma ve pusu alanı sunuyordu.

Türkiye, 2002 yılından bu yana Uluslararası Güvenlik Destek Gücü (ISAF) kapsamında Afganistan’da kritik insani ve askeri görevler yürütüyordu. Bölgenin en tehlikeli ve kontrolü zor noktası olan Gazne vilayetinde konuşlu Türk Jandarma Özel Harekat (JÖH) birlikleri, 3 müfreze halinde toplam 45 personelle görev yapıyordu. Ana hedefleri; bölge güvenliğini sağlamak, devriye faaliyetleri yürütmek ve yerel halkla temas kurarak istihbarat toplamaktı.

Bu 45 kişilik seçkin birliğin en kritik tim komutanlarından biri, 28 yaşındaki İzmir doğumlu Üsteğmen Burak Yıldız’dı.

2007 yılında Jandarma Özel Harekat saflarına katılan Burak, 6 yıllık çetin bir komando tecrübesine sahipti. Az konuşan, duygularını dışarı vurmayan ancak timindeki her bir askerin canını kendi canından üstün tutan karizmatik bir subaydı. Askerleri ona sonsuz bir güvenle bağlıydı; çünkü Burak Üsteğmen, planlamadığı hiçbir adımı atmaz, söz verdiği her görevi tamamlardı.

18 Şubat 2013 Pazartesi sabahı saat 06:30’da Gazne’deki Türk JÖH üssünde motor sesleri yükselmeye başladı. Rutin sabah devriyesi için 6 kişilik bir ekip hazırlanmıştı. Rota; üssün 8 kilometre doğusundaki küçük bir dağ köyüydü. Köy, zaman zaman Taliban militanlarının erzak temin etmek ve saklanmak için kullandığı stratejik bir noktaydı.

Gerekli kontroller yapılacak, köy muhtarıyla görüşülecek ve üsse dönülecekti. Her hafta en az üç dört kez tekrarlanan, prosedürlere uygun rutin bir devriyeydi.

İki zırhlı “Kirpi” aracı üssün ağır demir kapılarından çıkarak tozu dumana kattı.

  • Ön Araç: Sürücü Çavuş Murat, yanında Üsteğmen Burak Yıldız ve Uzman Çavuş Kerem.

  • Arka Araç: Kıdemli Astsubay Emre, Uzman Çavuş Ahmet ve Uzman Çavuş Can.

Saat 07:15’i gösterdiğinde, köye yaklaşık 2 kilometre kala arazi daralmaya başladı. Yolun iki tarafı yüksek, dik ve dik kayalık tepelerle çevriliydi. Burak Üsteğmen telsizi eline aldı, gözlerini sağdaki sarp kayalıklara dikti.

“Tüm unsurlar, dikkatli ilerleyin. Bölge fazla sessiz, temas ihtimaline karşı gözler tepelerde olsun.”

Arka araçtan Astsubay Emre yanıt verdi: “Anlaşıldı komutanım, takipteyiz.”

araçların hızı düşürüldü. Motorların uğultusu dıağların arasında yankılanıyordu.

2. Pusu ve Yalnızlık

Saat 07:20.

Arazinin iyice daraldığı bir noktada Burak Üsteğmen ön aracı durdurdu. Önlerindeki dar patikada kitle imha veya el yapımı patlayıcı (EYP) riski olabilirdi. Şüpheyle yola bakan Burak, zırhlı Kirpi’den indi.

“Siz araçta kalın, yolu yaya olarak kontrol edeceğim,” dedi.

Burak, elinde MPT-76 piyade tüfeğiyle tek başına 20 metre kadar ileri yürüdü. Gözleriyle toprağı, taşların birleşim yerlerini taradı. Yol temiz görünüyordu. Geri dönüp ekibine “devam” işareti vermek için arkasını döndüğü tam o saniyede, dağların sessizliği cehennemî bir gürültüyle patladı.

Tepelerden aynı anda RPK ağır makineli tüfekleri ve AK-47 piyade tüfekleri kusmaya başladı.

Sekiz farklı noktadan çapraz ateşe tutulmuşlardı. Mermiler toprağı dövüyor, vadi adeta ıslık çalan kurşunlarla doluyordu. Burak, refleksle kendini sağ tarafındaki küçük bir kaya kütlesinin arkasına attı. Yere kapaklandığı an telsize bağırdı:

“Temas! Temas! Tepelikte 8 düşman unsuru! Sığınağa çekilin! Hemen!”

Zırhlı Kirpi araçları hemen geri manevra yaparak 50 metre gerideki büyük kaya bloklarının arkasına sığındı. Araçlardaki 5 personel tamamen güvenli bir siper almıştı. Ancak tek bir devasa sorun vardı: Burak Üsteğmen açıkta kalmıştı.

Araçlardan yaklaşık 200 metre uzakta, alçak ve yetersiz bir kayanın arkasında büzülmüş durumdaydı. Tepedeki 8 Taliban militanı, tüm ateş güçlerini Burak’ın sığındığı o küçük kaya kütlesine yöneltmişti.

İlk 10 saniye içinde kayaya çarpan yüzlerce mermi, taş parçalarını ve tozu Burak’ın yüzüne savurdu. Kaya çok küçüktü; vücudunun tamamını kapatmıyordu.

Aşağıda büzülen Burak tam anlamıyla bir ölüm tuzağının ortasındaydı. Eğer orada kalmaya devam ederse militanlar tepeden inip etrafını saracaktı. Eğer koşmaya kalkarsa açık hedef olup anında vurulacaktı. Ekibinin zırhlı araçlarla yardıma gelmesi imkansızdı; çünkü araçlar kayanın arkasından çıktığı an ağır RPK ateşi altında kalacaktı.

Telsizden Astsubay Emre’nin panik dolu sesi yükseldi:

“Komutanım! Geri çekilin, biz araçlardan bastırma ateşi açıyoruz!”

Burak, üzerini örten toz bulutunun içinde öksürerek bağırdı:

“Hayır! Sakın çıkmayın! Ateş etmeyin, mevzimi tamamen belli edersiniz! Ben halledeceğim!”

“Komutanım, tek başınasınız!”

“Biliyorum Emre! Dediğimi yapın, orada kalın!”

3. İlk Dakika: İradenin Zaferi

İlk 30 saniye geride kaldığında Burak derin bir nefes aldı. Kalp atış hızı dakikada 160’a fırlamıştı, damarlarında devasa bir adrenalin pompalandığını hissediyordu. Ancak beyninde en ufak bir panik belirtisi yoktu.

Çünkü o bir JÖH komandosuydu. Foça’daki 8 aylık cehennemî eğitimde, aşırı stres ve ölüm tehdidi altında soğukkanlı karar verme yetisi zihnine kazınmıştı. Temas anında değerlendir, konumlan, hedefi teşhis et ve etkisiz hale getir.

Burak kafasında hızla durumu analiz etti:

  • Düşman: Tepelikte 8 kişi, 150 metre yukarıda, yüksek mevzi avantajına sahip.

  • Kendi Durumu: Alçak kayanın arkasında, hareketsiz, sayıca 1’e 8 dezavantajlı.

  • Taktik Hata: Taliban militanları disiplinsizdi. Koordineli bir baskı ateşi yapmak yerine hepsi aynı anda cüretkarca ve düzensiz ateş ediyordu.

Burak bu disiplinsizliği lehine çevirecekti.

Birinci dakikanın başında Burak, Türk yapımı MPT-76 piyade tüfeğini hazırladı. Şarjör tamdı. Kayaların üstünden kafasını çıkarmadan, tüfeği uzatarak tepeliğe doğru kısa bir seri ateş açtı: Beş mermi.

Taliban militanları aşağıdan karşılık gelince refleks olarak bir an için başlarını eğdi ve ateş kesildi. Oluşan o 3 saniyelik boşlukta Burak, yılan gibi yerde sürünerek 10 metre sağdaki biraz daha geniş başka bir kayanın arkasına fırladı.

Militanlar Burak’ın eski mevzisini dövmeye devam ederken, Burak yeni mevzisinden tüfeğinin optik vizörünü kayanın kenarına dayadı. Tepelikteki sol grupta 3 militanın açıkta durduğunu gördü.

Nefesini tuttu. Kalp atışlarının yavaşlamasını bekledi. Tetiğe yumuşakça bastı. Tek atış.

Tepedeki ilk militan kayalıklardan aşağı yuvarlandı. Kaldı 7.

4. İkinci ve Üçüncü Dakika: Kan ve Kurşun

İkinci dakikada Taliban militanları neye uğradığını şaşırdı. Yoğun ateş altında tuttukları adam nasıl olmuş da içlerinden birini vurabilmişti? Ateşin yönü karıştı, koordinasyonları iyice bozuldu.

Burak vakit kaybetmedi. Risk alması gerekiyordu. 150 metreden 1’e 7 çatışmayı kazanamazdı; mesafeyi kapatmalı, ateşi yönetmeliydi. Öne doğru fırlayarak 5 metre ilerideki bir başka kayanın arkasına daldı.

Yeni pozisyonundan sağ tarafta duran iki militanı hedef aldı.

  • Tetiğe bastı: İki mermi. İkinci militan yere serildi.

  • Hemen yanındakine yöneldi: Üç mermi. Üçüncü militan kayanın arkasına devrildi. Kaldı 5.

Ancak tam o esnada sol omzunda korkunç bir sıcaklık hissetti. Bıçak saplanmış gibi bir yanmayla geriye savruldu. Bir RPK mermisi sol omzunu sıyırıp geçmişti. Kan hızlıca üniformasını koyulaştırmaya başladı.

Burak omzuna baktı. Kemik kırılmamıştı, et yarasıydı. Sol kolunu tam kapasite kullanamıyordu ama sağ eli tetiği kavrayacak kadar güçlüydü.

Telsizden ses geldi: “Komutanım! Vuruldunuz mu? Yanınıza geliyoruz!”

“Sakın!” diye kükredi Burak. “Küçük bir sıyrık! Mevzilerinizden ayrılmayın! Devam ediyorum!”

Üçüncü dakikaya girildiğinde kalan 5 Taliban militanı durumun ciddiyetini anladı. Tepeden aşağı doğru yayılarak Burak’ı kuşatmaya (çevrelemeye) başladılar.

Burak, militanların kayaların arasından aşağı kaydığını fark etti. Eğer beklerse etrafını saracaklardı. Saldırmak zorundaydı.

Kayanın arkasından fırladı. Yanı başına düşen kurşunların kaldırdığı tozların arasından dizlerinin üstünde kayarak 15 metre ilerideki kalın bir kaya blokunun arkasına geçti.

Aşağı inmeye çalışan orta gruptaki bir militanı gözüne kestirdi. Mesafe 180 metreye çıkmıştı. Burak dizlerinin üstünde çöktü, dirseğini kayaya dayadı. Sol omzundaki sızıya rağmen derin bir nefes aldı.

Tetik. Tek bir mermi. Militan sırtüstü devrildi. Kaldı 4.

Ancak o an, sağ baldırında patlayan bir acıyla yere kapaklandı. İkinci bir mermi sağ bacağını delip geçmişti. Ağrı bu kez çok daha şiddetliydi. Bacağı gücünü kaybetti, ayağa kalkması imkansız hale geldi.

Telsiz çıldırtıcı bir cırtıyla patladı: “Komutanım! Komutanım! Cevap verin!”

Burak acıdan dişlerini sıktı, kanayan bacağını tuttu: “Hala… buradayım. Bir şey yok…”

Ayağa kalkamıyordu. Ancak teslim olmak JÖH kitabında yazmazdı. Dizlerinin üzerinde doğruldu. MPT-76’yı kayaya sabitledi. Tepeden aşağı hırsla koşan kalan 4 militan artık oldukça yaklaşmıştı.

5. Dördüncü Dakika: Son Mermiler

Saat 07:24. Dördüncü dakika.

Kalan 4 Taliban militanı, vurdukları askerin artık hareket edemediğini düşünerek tepeden aşağı koşarak iniyordu. Aralarındaki mesafe hızla kapandı: 50 metre… 40 metre… 30 metre…

Burak dizlerinin üzerinde, kan gölünün ortasında bekledi. Soğukkanlılıkla hedeflerin iyice yaklaşmasını gözledi.

Militanlar 20 metreye geldiğinde Burak tüfeğini kaldırdı.

  • İlk militan: 3 mermi. Anında yere serildi.

  • İkinci militan: 2 mermi. Göğsünden vurularak devrildi.

  • Üçüncü militan: 4 mermi. Kayanın dibine yığıldı.

Dördüncü ve son Taliban militanı, arkadaşlarının birer birer devrildiğini görünce dehşet içinde arkasını dönüp tepeye doğru kaçmaya başladı.

Burak tüfeğin vizörünü kaçan militanın sırtına odakladı. Şarjörde kalan son mermilerle tetiğe bastı: Beş mermi.

Militan yüzüstü toprağa kapaklandı. Şarjör bitti, mekanizma geride kilitlendi.

Burak toplam 43 mermi kullanmıştı. Tepelikten gelen tüm ateş sesleri bıçak gibi kesildi. Vadide sadece rüzgarın uğultusu ve Burak’ın derin nefes sesleri kalmıştı.

Çatışma süresi: 4 dakika 20 saniye. 8 Taliban militanının tamamı etkisiz hale getirilmişti.

Burak, dizlerinin üstünde, elinde boş tüfeğiyle toza bürünmüş halde öylece kaldı. Telsizi mandalladı. Sesi yorgun ama sakindi:

“Emre… Düşman unsurları etkisiz. Bölge temiz. Yaklaşabilirsiniz.”

İki zırhlı Kirpi hızla kayaların arkasından fırlayarak Burak’ın yanına yanaştı. Askerler araçtan fırlayıp komutanlarının yanına koştu. Burak toprağa oturmuş, kanayan bacağını sarıyordu. Yüzü toz ve barut karası içindeydi ama gülümsüyordu.

“Hallettim çocuklar,” dedi hafifçe. “Temizledim.”

6. NATO Raporu ve Efsanenin Doğuşu

Aynı günün akşamı, olayın detayları ve zırhlı Kirpi aracının yüksek çözünürlüklü kule kamerasından kaydedilen görüntüler NATO Afganistan Komutanlığı’na ulaştı.

Kabil’deki karargahta görevli Amerikan Korgeneral Michael Thompson, önüne koyulan olu raporunu okudu: Bir Türk JÖH komandosu, 1’e 8 pusuya düşmüş; 4 dakika 20 saniye içinde yaralı halde 8 Taliban militanını tek başına etkisiz hale getirmiştir.

Korgeneral Thompson gözlerine inanamadı. “Bu imkansız,” dedi. “4 dakikada 8 kişiye karşı tek başına hayatta kalıp hepsini vurmak bir insan performansı olamaz. Video kaydı var mı?”

Yardımcısı araç kamerasının kaydettiği görüntüleri ekrana verdi. Thompson ve kurmay ekibi, 4 dakika boyunca Burak Üsteğmen’in kayadan kayaya geçişini, yaralandığı anları ve dizlerinin üzerindeydi ateşe devam edişini sessizlik içinde izledi.

Video bittiğinde Thompson derin bir nefes aldı:

“40 yıldır ordudayım, Afganistan’dan Irak’a kadar yüzlerce muharebe gördüm. Böyle bir bireysel savaş performansı görmedim.”

Üç gün sonra Korgeneral Thompson, Gazne’deki Türk JÖH üssünün revirini ziyaret etti. Burak Üsteğmen yatakta yatıyordu; sol kolu askıdaydı, sağ bacağı sargılar içindeydi.

Amerikalı general içeri girdiğinde Burak ayağa kalkmaya çalıştı. Thompson eliyle işaret ederek, “Lütfen kalkmayın Üsteğmen,” dedi ve elini sıktı. “Sizi tebrik ederim. 40 yıllık askeri hayatımda sizin gibi bir asker görmedim. Bana sadece şunu söyleyin: 8 kişiye karşı tek başınızayken o zaferi nasıl kazandınız?”

Burak biraz düşündü, ardından sakince yanıt verdi:

“Generalim, ben panik yapmadım. Türk Jandarma Özel Harekat eğitimi bize bunu öğretir: Savaşta sayısal üstünlük değil, disiplin, eğitim ve soğukkanlılık kazanır. Onlar 8 kişiydi ama disiplinsizdi. Ben tek kişiydim ama ne yapacağımı biliyordum.”

Thompson başını saygıyla eğdi: “Haklısınız Üsteğmenim. Haklısınız.”

Bir hafta sonra Burak Yıldız tedavi için Türkiye’ye sevk edildi. İki ay süren rehabilitasyon sürecinin ardından, göğsünde Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası ile tekrar görevine, timinin başına döndü.

NATO Başkarargahı, olayı resmi operasyon raporlarına dahil etti. Rapordaki şu ifade tarihe geçti:

“Üsteğmen Burak Yıldız’ın 8 Taliban militanına karşı gösterdiği mücadele, son 40 yılda NATO konseptinde görülmüş en yüksek bireysel muharebe performansıdır. Bu olay; eğitimin, sarsılmaz iradenin ve cesaretin sayısal dezavantajı nasıl tamamen yok edebileceğinin kanıtıdır.”

Gazne’nin tozlu dağlarında yazılan bu 4 dakika 20 saniyelik efsane, Türk askerinin karakterini ve teslim olmama ruhunu bir kez daha dünyaya ilan etmişti.

Disclaimer: This story is fictional and created for entertainment purposes only. Any names, characters, places, or events are fictitious or used fictitiously. No real person or organization is intended to be portrayed.

Related Articles