Gazne’de 4 Dakika – Part 2: Dağların Ardındaki Hayalet ve “Kapan” Operasyonu
1. Madalyanın Gölgesinde Yeni Görev
2014 yılının sonbaharında, Gazne’deki efsanevi 4 dakikalık çatışmanın üzerinden bir buçuk yıl geçmişti. Üsteğmen Burak Yıldız, tedavisinin ardından Jandarma Özel Harekat’taki görevine dönmüş, rütbesi Yüzbaşılığa terfi etmişti. Ancak Gazne’de yaşananlar sadece NATO raporlarına girmekle kalmamıştı; bölgedeki Taliban liderleri için de Burak Yüzbaşı, ortadan kaldırılması gereken prestijli bir hedef haline gelmişti.
Sınırın öte yanından, Pakistan-Afganistan dağlık hattından bölgeye yeni bir unsur kaydırılmıştı: “Körfez Hücresi” olarak bilinen, keskin nişancı ve patlayıcı uzmanlarından oluşan 15 kişilik özel bir terör grubu. Hücrenin başında, Sovyet-Afgan savaşından bu yana dağlarda olan, “Molla Şahbaz” lakaplı yaşlı ve acımasız bir saha komutanı vardı.
Molla Şahbaz’ın tek bir hedefi vardı: Türk JÖH üssünü doğrudan hedef alarak değil, Burak Yüzbaşı’yı bir tuzağa çekip imha etmek ve Gazne’deki yenilginin intikamını almak.
2014 yılının Ekim ayında, Türk JÖH Karargahı’na yerel kaynaklardan kritik bir istihbarat ulaştı. Gazne’nin güneydoğusundaki Jaghatu bölgesinde, yerel halka yardım taşıyan bir Birleşmiş Milletler (BM) konvoyu pusuya düşürülmüş, 2 BM görevlisi ve 3 Afgan köylü dağlık alandaki bir mağara kompleksinde rehin tutuluyordu.
Bölge, Taliban’ın tam kontrolündeydi ve arazi uçar birlik (helikopter) indirmesine izin vermeyecek kadar dik ve dar bir kanyondan oluşuyordu. Görev, doğrudan Yüzbaşı Burak Yıldız ve 12 kişilik seçkin JÖH timine verildi.
2. Jaghatu Kanyonu: Tuzağa Adım Adım
Gece saat 03:00…
Burak Yüzbaşı ve 12 kişilik JÖH timi, zırhlı araçları kanyon girişinin 5 kilometre gerisinde bıraktı. Gece görüş ekipmanları, susturuculu silahlar ve tam teçhizatla yaya olarak sarp dağ patikasına girdiler. Zifiri karanlık ve sıfırın altındaki dondurucu soğuk, adımlarını zorlaştırıyordu.
Burak Yüzbaşı, timin en önünde “izci” pozisyonunda ilerliyordu. Ancak tecrübeli komandonun içini kemiren bir şüphe vardı. Istihbarat raporu son derece detaylıydı ve rehinelerin tutulduğu mağaranın konumu adeta “tepsiyle sunulmuş” gibi netti.
“Komutanım,” dedi arkasından gelen Kıdemli Astsubay Emre fısıltıyla. “Kanyon fazla sessiz. Ne bir devriye var ne de bir gözcü.”
Burak durdu, el işaretiyle timi çökertti. Termal kamerayla karşı kayalıkları taradı. “İstihbarat fazla pürüzsüz Emre,” dedi fısıltıyla. “Bu bir kurtarma görevi değil, bize kurulmuş bir kapan olabilir. Herkes mesafe korusun, çapraz temasa hazır olun.”
Saat 04:45’te mağara ağzına ulaştılar. Mağara girişinde iki Taliban nöbetçisi görünüyordu. Burak Yüzbaşı’nın işaretiyle iki nişancı aynı anda tetiğe bastı; nöbetçiler sessizce yere yığıldı.
Tim içeri sızdı. Mağaranın derinliklerine ilerlediklerinde sandalye üzerine oturtulmuş, elleri bağlı üç insan figürü gördüler. Ancak yaklaşınca acı gerçek ortaya çıktı: Sandalyedekiler rehine değil, üzerlerine yerel kıyafetler giydirilmiş cansız mankenlerdi. Mankenlerin chest-rig (hücum yeleği) bölümlerine ise kablolarla tuzaklanmış devasa miktarda C4 patlayıcı bağlanmıştı.
“Geri çekilin! Yem bu!” diye bağırdı Burak Yüzbaşı.
3. Mağarada Cehennem ve İrade Sınavı
Burak’ın komutuyla tim mağara kapısına doğru hamle yaptığı an, kanyonun iki yakasından kayalar patlamaya başladı. Molla Şahbaz’ın pusu ekibi mağara girişini ağır makineli tüfeklerle taramaya başladı. Giriş panik içinde çökerken, büyük kaya parçaları mağara ağzını neredeyse tamamen kapattı.
Tim, mağaranın içinde mahsur kalmıştı. Dışarıdan gelen mermi yağmuru kaya bloklarını dövüyor, mağara içindeki mankenlere tuzaklanmış patlayıcıların her an patlama riski havada asılı duruyordu.
Tüm tim panik eşiğindeydi. Dışarı çıkış yolu kapanmış, içeride patlamaya hazır bir bombayla baş başa kalmışlardı.
Burak Yüzbaşı soğukkanlılığını bozmadı. “Herkes sakin olsun!” diye kükredi. “Bomba uzmanı Can, hemen o C4 tuzaklarını etkisiz hale getir! Emre, sen ve üç kişi mağara ağzındaki boşluktan dışarı baskı ateşi açın, çıkışımızı açacağız!”
Uzman Çavuş Can, elleri titreyerek patlayıcının kablolarını incelemeye başladı. Dışarıda Molla Şahbaz’ın adamları kayalara yaklaşarak mağaranın içine el bombaları atmaya başladı. Mağara içinde patlayan ilk el bombası, iki Türk askerini şarapnel parçalarıyla hafif yaraladı.
Zaman daralıyordu. Burak Yüzbaşı, mağara ağzındaki dar yarıktan tüfeğini uzatarak dışarıya hedefli atışlar yapmaya başladı. Soğukkanlılıkla iki Taliban militanını tam alnından vurarak geriye itti.
“Komutanım! C4 temizlendi, fünye söküldü!” diye bağırdı Can.
“Güzel!” dedi Burak. “Şimdi bu patlayıcıyı biz kullanacağız. Mağara ağzını kapata kayaları patlatıp dışarı yarma harekatı yapıyoruz!”
4. Karşı Taarruz: Yarma Harekatı
Can, söktüğü C4 patlayıcıyı mağara girişini tıkayan devasa kaya blokunun dibine yerleştirdi. Tim mağaranın en derin noktasına çekilerek mevzilendi.
3… 2… 1…
Müthiş bir gürültüyle patlayan kaya blokları dışarıya doğru fırladı. Mağara ağzında devasa bir toz ve duman bulutu oluştu. Dışarıda pusu kuran Taliban militanları patlamanın şokuyla geriye çekilirken, dumanların arasından bir gölge gibi fırlayan ilk isim Yüzbaşı Burak Yıldız oldu.
Burak, elindeki MPT-76 ile dumanın içinden çıkarak doğrudan pusunun merkezine koştu. Bu kez savunmada değil, taarruzdalardı.
“Mevzi alın! Çapraz ateş düzeni!” diye bağırdı Burak arkasından gelen timine.
JÖH timi, eğitimlerine uygun olarak anında yarım daire şeklinde yayıldı. Mağara önündeki 7 Taliban militanı, Türk askerlerinin patlamadan sağ çıkıp üzerlerine doğru taarruza geçeceğini hiç tahmin etmemişti.
İki dakika süren yakın mesafe çatışmasında, Burak Yüzbaşı ve timinin disiplinli ateşi karşısında 7 militan anında etkisiz hale getirildi.
Ancak Molla Şahbaz ve yanında kalan iki tecrübeli nişancı, kanyonun üst noktasına doğru kaçmaya başlamıştı.
5. Zirvedeki Hesaplaşma
Burak Yüzbaşı, bacağındaki eski yara izinin sızlamasına aldırış etmeden kaçan Molla Şahbaz’ın peşine düştü. Timine kanyon altındaki emniyeti sağlama emri vererek tek başına dik kayalıklara tırmandı.
Kanyonun en üst noktasında, rüzgarın uğultuyla estiği düzlükte Molla Şahbaz ve bir militanı mevzi almıştı. Burak kayaların arkasından fırladığı an militan ateş açtı. Burak tek bir refleksle yere yuvarlandı, kayanın kenarından doğrulup tek atışla militanı devirdi.
Şimdi sadece ikisi kalmıştı: Bir tarafta dağların yaşlı kurdu Molla Şahbaz, diğer tarafta Gazne efsanesi Burak Yüzbaşı.
Molla Şahbaz’ın AK-47’sinin şarjörü bitmişti. Kayalıkların arkasından çıkarak belindeki kabza işlemeli eski tabancasını Burak’a doğrulttu. Ancak Burak Yüzbaşı çoktan nişan almıştı.
“Silahını bırak!” diye bağırdı Burak Türkçe ve bozuk bir Peştun diliyle. “Yolun sonu geldi!”
Molla Şahbaz nefretle gülümsedi: “Siz bu dağların sahibi değilsiniz Türk! Buradan canlı çıkamayacaksınız!”
Şahbaz tetiğe basamadan, Burak Yüzbaşı’nın MPT-76’sından çıkan tek bir kurşun Şahbaz’ın omzunu patlattı. Silahı elinden düşen yaşlı terörist dizlerinin üstüne çöktü.
Burak Yüzbaşı sakince yanına yaklaştı, düşen silahı ayağıyla kenara itti. Telsizi çıkardı:
“Emre… Kanyon üstü emniyette. Hücre lideri canlı olarak ele geçirildi. Tahliye helikopterini çağırın.”
6. Dağların Gerçek Sahibi
Güneş Jaghatu Kanyonu’nun üzerinde doğarken, Türk Skorsky helikopterinin pervaneleri vadide yankılandı. Molla Şahbaz kelepçelenmiş halde helikoptere bindirilirken, şaşkınlıkla Burak Yüzbaşı’ya bakıyordu.
“Gazne’deki o çatışmayı biliyorum…” dedi Şahbaz öksürerek. “4 dakikada 8 adamımı öldüren o asker sensin… Seni bu tuzakla öldürecektik.”
Burak Yüzbaşı helikopterin kapısında durdu, kanyonun dumanlı dağlarına baktı. Sonra arkasını dönüp Molla Şahbaz’ın gözlerinin içine sakince yanıt verdi:
“Siz dağların ardına saklanıp pusu kurmayı savaşmak sanıyorsunuz. Biz ise dağları evimiz biliriz. Bize kurduğunuz her tuzak, sadece sizin sonunuzu hızlandırır.”
Helikopter Kabil’e doğru havalanırken, Jaghatu Kanyonu bir kez daha sessizliğe gömüldü. Yüzbaşı Burak Yıldız ve JÖH timi, zorlu bir pusuyu daha akıl, disiplin ve cesaretle darmadağın etmiş, Türk askerinin yenilmezlik mührünü Afganistan dağlarına bir kez daha kazımıştı.